26 Aralık 2012 Çarşamba

Çekiliş kazanmıştım yaaaa hediyelerim geldi...

bojukandperik.blogspot.com blogunun gönlü zengin sahibesi her ay çekiliş yaparak, kitaplar hediye ediyordu. Ben de kazanmaya kazanmaya katılmaya devam ediyordum. Ama Kasım ayının şanslısı ben çıktım ve 2 adet kitap hediye kazandım. ama gelen hediyelerim kitaplarla bitmedi... 
1 adet İstanbul temalı termos bardak - ki bayıldım buna, okulda kullanıcam etrafımdakileri çatlata çatlata:) 
1 adet İstanbul temalı küçük ajanda - Bu da yine bolca not defteri kullanan biri olarak çok işime yarayacak bir hediye 
1 adet de turuncu renk kalem - Eee okulla işimiz olur da, kalemlerle olmaz mı?


Nur'cum resim biraz kötü ama kusura bakma artık. Öykü bir rahat bırakmadı ki:)) Anne bunlar benim mi diyip duruyor...

21 Aralık 2012 Cuma

Mart Menekşeleri - Sarah Jio

Yine zevkle biten bir kitap daha... 
Yayınlanmış çok meşhur bir kitabı olan  yazar Emily Wilson, kocasının kendisini aldattığını öğrenince boşanır ve bir adada yaşayan yengesi Bee'nin yanına gider bir müddetliğine. Amacı hem kafa dinlemek, hem boşanmanın etkisinden kurtulmak, hem de yeni bir kitap üzerinde çalışmaktır. 
Ama yanında kaldığı Bee'nin evinde gizemli bir günlük bulur Önce okumak istemese de merakına yenik düşer ve günlüğü okudukça bu adada yaşamış biri tarafından yazıldığını farkeder. Bir müddet sonra yengesinin arkadaşı Evelyn'nin de günlükten bahsetmesi ve bu sırrı ancak sen çözersin demesiyle günlüğü irdelemeye ve karakterlerin kim olduğunu araştırmaya başlar. Sonrası iplik söküğü gibi gelir ve bir sır çözülür....


Çok beğendim bu kitabı, şıp diye okunup, pat diye bitiverdi :) Tubannecim önceki kitaplardan anladığım kadarıyla sen böyle kitapları seversin, okumanı kesinlikle tavsiye ediyorum...

Bu arada kitapta ada ada diye bahsettikçe benim aklımda hep Büyükada beliriverdi. Gerçi kitaptakinde arabalar var, hastaneler var yani büyük bir ada ama benim gözümde canlandığı kadarıyla orası Büyükada :))

Ayrıca kitabımızın kapağı da gördüğünüz gibi çooook güzel... Bu kitabın şerefine şablonumu da mor, lilaya çeviriverdim :)

Evim Sensin

Malum bu film vizyona gireli uzun zaman oldu, ilk zamanlar çok gitmek istemiştim, sonra yorumları okudukça vazgeçmiştim. Ama eşimle salı günü dışarı çıkma fırsatı bulunca sinemaya da gidelim dedik. Saat olarak bu film uygun olunca hiç gitmemektense buna gidelim bari dedim. 10 üzerinden kaç verirsiniz derseniz 5 veririm herhalde :)

Film kopyaymış filan beni ilgilendirmez, sanat eleştirmeni değilim ben. Filme giderim beğenerek izlerim yada beğenmeden... Beni ilgilendiren budur. 

Aslında konu olarak güzel ama çok abartı sahnelerin olduğu bir filmdi. Özcan Deniz (Filmdeki adıyla İskender) bir marangoz, ama zannedersiniz ki Dünya Bankası'nın Ceo'su. Böyle bi havalar, bi saç düzeltmeler, sigara yakmalar... Fahriye Evcen'in(Leyla) resmen ağzının suyu akıyor bu tavırlara... 
Dediğim gibi konusu güzel, İskender ve Leyla bir kaç rastlantı sonucu tanışıyorlar, Leyla hayran kalıyor İskender'e. Sonra evleniyorlar. Sonra da Leyla aldığı bir darbe yüzünden rahatsızlanıyor ve maalesef  genç yaşında bunama hastalığına tutuluyor. Yavaş yavaş herşeyi unutmaya başlıyor...........

Filmin en güzel sahnesi babasının Leyla'yla konuştuğu sahneydi. Gitme kızım diyodu, gitme... Beni terketme, bizi bırakma. Bi anne olarak yüreğim dayanmadı bu sahneye...Bi de kar sahneleri çok güzeldi, insanın içini ısıtıyordu. Ama gerisi fasa fiso... Sinemada izlenmesine hiç gerekli olmayan bir film, ama evdeyseniz ve vaktiniz varsa hani şöyle bir göz atabilirsiniz ... Tabi ki BENCE :)


Bi de ben bu kızı pek beğenmiyordum Yaprak Dökümü'nde ama Veda dizisinde de burada da çok güzel buldum. Filmin genelinde makyajsız olmasına rağmen çok güzel görünüyordu...

20 Aralık 2012 Perşembe

İstanbul'a kar yağdı...

Aman Allah'ım ne gündü ya. Ne bitmek bilmeyen eve ulaşma çabasıydı. Bugün kar yağacağını biliyordum ve ona göre giyindim, ama daha apartmanın kapısından adım atar atmaz donmaya başladım...Neyse okula gittik, yavaş yavaş kar atıştırmaya başladı. Saat 3 gibi dersim bitince hazırlandım tekrar, çıktım, gittim otobüs durağına. Yaklaşık 10 dk. donmama az kalmıştı ki otobüs geldi, boş bir otobü... Hemen arkalara geçtim oturdum. Derken şoför ilerideki yokuş bitene kadar duraklarda durmıycam, kayma tehlikesi var diye duyuru yaptı. Neyse öyle böyle tam yokuşu bitiriyorduk ki kaymaya başladık. Şoför uğraştı, didindi, ama hareket ettiremedi otobüsü. Devamlı patinaj çekiyordu. Sonra bütün yolcularımız arkaya geçip zıplayabilir mi dedi :) Şimdi komik ama o zaman çaresizdik. Allah'tan arkadaydım ben. Diğer yolcular da geldi arkaya, ağırlık olunca hareket ettik...
Sonra otobüsten indim, ama Öykü var okuldan alınması gereken. Tabi ki bütün taksiler dolu. Öykü'nün okuluyla durak arası 10dk civarında. Dona dona gittim okula. Öykü'yü hazırladım, sardım sarmaladım, mecbur yürüycem o yolu... Öykü hanımın keyfi yerinde, benim nefesim kesilmiş. Kucağımdan da indiremiyorum. Hanımefendi de çıkarmış dilini yağan karı yakalamaya çalışıyor, bütün ısrarlarıma rağmen sokmadı dilini içeri. Sonra da üşüdün mü kızım diyorum, "evet anne, dilim çok üşüdü" diyor :) 

Neyse otobüs durağına vardık ki taksi geldi , bindik geldik, ama onca yolu yürüdüğümle kaldım. Hala nefes nefeseyim..

19 Aralık 2012 Çarşamba

Sade Bir Evlilik Yıldönümü Kutlaması...

Malum 5. senemizi cumartesi günü doldurduk. Ömer'le birbirimizi göremiyoruz ki kutlama yapalım.. Bari bi akşam beraber vakit geçirelim dedik, bu niyetle Öykü'mü anneme bıraktık. Nerde yemek yiyelim diye düşünürken uzun zamandır Çamlıca Çömlek'in kurufasulyesini tatmak istediğimiz aklımıza geldi. Atıverdik kendimizi oraya. Menümüz kuru fasulye, pilav, turşu ve hamsiköy sütlacıydı... Valla bir kutlama için uygun olmayan bir menü gibi görünse de enfesssti... Kuru fasulyesine bayıldım, ve bugüne kadar neden hiç gitmedim şaştım kaldım... 


Çömlekten çıktık, bir de sinemaya gidelim dedik. "Evim Sensin" ilk çıktığı günden beri aklımızda olan bir filmdi, saati de bize uygun olunca ona gittik ama çok da beğenmedik. Neyse onun konusu başka bir postta.Sonra zaten saat 11 oldu, kızçemizi aldık eve geldik. Öncesinde plan yapmaya vaktimiz bile olmayan akşamımız doğaçlama olarak böyle gelişti...

Bu arada canım aşkım bana bu çiçekleri almış... Ölümsüz olsun diye onu da ekliyim buraya :)

Şimdi malum bu çiçek çöp olacak bi kaç gün sonra ki solmaya başladı bile. Ben de hatıra kalsın diye bu çiçeklerin bazılarından ayraç yapıcam. Önce kurutmam lazım. Ayracı yaptıktan sonra burada paylaşırım bakalım beğenecek misiniz?
   

Berrasu'ya kan lazım :(

Az önce rastladım bu yazıya güzellikler dünyasının blogunda... Çok üzüldüm okurken, içim acıdı. Allah bu güzel yavruya şifa versin en kısa zamanda inşallah... BURAYA tıklayarak yazıyı okursanız belki sizlerin de elinden bi şey gelir.
Ben düşük yapmıştım, henüz 1 yıl olmadı, o yüzden kan veremiyorum, eşimin de kan değerleri düşük çıkmıştı, ablam yeni kan verdi bir akrabamız için. Ama arkadaşlarıma sorucam bi... Hepimizin bir gün böyle bir şeye ihtiyacı olabilir. Duyarlı olalım lütfen...

17 Aralık 2012 Pazartesi

Öykü'nün okul günleri...

Malum kızçem okula başladı, okula gitme süreci biraz yorucu olsa da o her gün güle oynaya gidiyor maşallah. Akşamdan ben çantasını ve kıyafetlerini hazırlıyorum. Sabah çok erken çıktığım için Öykü'mü hazırlaması ve servise vermesi babasına kalıyor.  Kızçeyi okuldan almak tekrar benim görevim...

Geçen gün okulda şöyle bir şarkı öğrendiğini söyledi.
Bir örümcek var, buraya buraya sallanıyor, yazıklar olsun sana örümcek :)) 
Tabi ben böyle bi şarkı olmayacağını düşünerek internette araştırma yaptım, meğer benim yavrum yaylan yaylan örümcek kısmını böyle bi şey uydurmuş :))

Bugün de "anne ben bugün çorbamı tek başıma yedim, öğretmen de bana yıldız verdi" diyor :)

Bu altta resimde gördüğünüz eve getirdiği ilk ürün. Ne kadar hoş bir kelebek di mi? Bizim için ne ifade ettiğini tahmin edebilirsiniz artık...



Bugün televizyon koltuğunun minder kısmını yere indirdi, "anne biz okulda böyle yapıyoruz" diyerek başına geçti. Takla atacakmış küçük hanım. Nasıl yapacaksın annem dedim. "Önce bacakları birleştiriyorsun, sonra elleri koyuyorsun, anneeee yardım et, bacaklarımı ittir :))" şeklinde geldi devamı...

Bu 2 oyun da okul tarafından gönderilen evde oynamamız için oyunlar. Amaç çocuklara sorumluluk duygusu aşılamak. Sizler de oynamak istersiniz belki diye buraya da ekledim...



Baharat Kokulu Hayatlar - Erica Bauermeister

Bazı kitaplar vardır, bi okuduğun paragrafı anlamayıp tekrar okursun, seni yorar, zihnini kurcalar... Bazı kitaplar da vardır, okumasan da sonraki paragrafı anlarsın :) İşte baharat kokulu hayatlar böyle bir kitaptı bence. Basit, yalın, bir çırpıda okunabilecek, beyni yormayacak türden... Küçük Mucizeler Kitabının yemek kursu versiyonu... Zaman zaman kurstan, zaman zaman da kursiyerlerin hayatlarından kesitler sunan bir kitap...Beğendim ama bana bi katkısı oldu mu? Bence çok az.


Kitapta yemeklerin yapımı da var ama olaylar Amerika'da geçtiği için bizim kültürümüze yabancı yemeklerdi. Yok eti kırmızı şaraba batırmak, yok yanında şampanya açmak, yok yengeç pişirmek... Bu kitap türk bir yazar tarafından yazılsaydı benim daha çok zevk alacağım kesindi. Örneğin patlıcan oturtmayı anlatsa kitapta bi yandan, ya da kuru fasulye pilavı :) Canım isteye isteye okusam ben de :))

Bu kitapta şunu öğrendim ki: "Şükran günü açlıktan kurtuluşu sembol eden bir günmüş. O yüzden bolca yemek yapılır ve tıka basa yenilirmiş o günlerde..."

16 Aralık 2012 Pazar

Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları Su - Buket UZUNER

Çok zevk alarak bir çırpıda okuyup bitirdiğim bi kitap...
Kitaptaki kahramanlarımız kayıp bir gazeteci olan Defne Kaman, onun ananesi Umay Nine, Defne'yi arayan komiser Ümit Kaman (soyadları aynı olduğu için herkes tarafından akrabası zannediliyor Defne'nin), Ümit'in alevi-sünni probleminden bir türlü birleşemediği sevgilisi Tasvir ve Kadıköy'de bir sahaf sahibi Semahat...

Defne'nin kaybolmasıyla annesi, ananesi ve ablası karakola gelerek kayıp ihbarında bulunuyorlar. Ümit komiser ilgileniyor gelenlerle... O gün Ümit komiserin yıllık izninin başlayacağı gün olmasına rağmen Umay Nine'nin kendisinden medet umması , Defne'yi ıslak??? bir şekilde bir kaç görmesi ve ondan şifreli mesajlar??? almasıyla olayın peşine düşüyor... Gerisi kitapta...


Kitapta benim için öne çıkanlar:

  • Kitabın her yerinde Kadıköy'den bahsedilmesi çok hoşuma gitti. Doğma büyüme olmasa da eğitim hayatım Kadıköy Moda'da geçmiştir benim. Ve çok severim Kadıköy'ü . Hatta uzun zamandır gitmediğimi farkettim burnumda tütüyor. Karakterler hep benim geçtiğim yerlerden geçiyor. Deniz Atı kafesi,  Kadıköy çarşı, Çiya, Sahafların bulunduğu sokak, balık pazarı... Mesela şöyle bir cümle var. "İskeledeki büfeden tost ayran alıp karnını doyurdu..." Biz liseye giderken her sabah o büfelerden tost alırdık can arkadaşımla da okula gidene kadar kahvaltı etmiş olurduk. O tostların içindeki kaşarlar öyle bir erirdik ki, tosttan ağzımızı ayıramadan bitirmek zorunda kalırdık, yoksa uzar giderdi :))
  • Kutadgu-Bilig'den alıntılar yapılmış, okurken çok hoşuma gitti.
  • "Son ağaç öldüğünde, son ırmak zehirlendiğinde ve son balık tutulduğunda parayı yiyemeyeceğimizi anlayacağız...- Bir kızılderili Atasözü"   Ne kadar doğru bir söz, üstüne hiç bir şey söylenemez...
  • "İlk kez arkadaşının dedesinin kitaplığında "kitap tozu yutmuş" ve bu mübarek tozu yutanların hepsi gibi artık okumadan yaşayamaz olmuştu."   Ben çok net hatırlıyorum ne zaman bu tozu yuttuğumu... Lise hazırlık sınıfındaki Canım Türkçe öğretmenim Gül Aras Eroin isimli kitabı okutarak bize bu sevgiyi aşılamıştı...
  • "Hayatta tek bir mucize vardır, o da çok genç yaşta iyi bir öğretmene rastlamaktır!" Allah bizleri de bu öğretmenlerden eylesin inşallah...
  • "Yunus parklarında sadece para için robot gibi kullanılan, sonra da havuzlardaki yüksek ses dalgaları ve yaşadıkları esaret yüzünden intihar ederek ölen yüzlerce akrabası gibi zorla değil, kendi isteğiyle ve engin denizde yüzüyordu." Ah bu cümle de beni çok yaraladı, ben daha Öykü 1 yaşındayken gitmiştim dolphinariuma, ama o zaman yunusların bu durumda olduğunu, doğumlarında zorlandıklarını, çoğunlukla ölü doğum yaptıklarını bilmiyordum. Bundan sonra ne giderim, ne de etrafımdakilerin bu oyuna katılmalarına müsade ederim. 
Neyse burada bitireyim artık ama di mi? Sanki fazla uzun oldu bu yazı...

12 Aralık 2012 Çarşamba

Havuç Topları...

Malum yarın perşembe, Öykü'nün okuluna göndermek için havuç topları hazırladık kızımla beraber...
Malzemeleri hazırlamak, havuçları rendelemek ve ocakta sotelemek, sonrasında top haline getirme benim görevimdi, bisküvileri kırmak ( Sonradan ben biraz daha küçülttüm ... Şişştttt aramızda :)) ve topları hindistan cevizine bulamak da Öyküm'ün...

Öykü'nün bayıldığı bir lezzet bu, nerede bulursa en az 8-10 tane hüpletiyor... 



Malzemelerimiz: 
6-7 tane havuç
3 kaşık şeker
1 paket petit-beurre bisküvi
Dövülmüş fındık yada ceviz içi
Bol miktarda hindistan cevizi...

Yapımı:
Havuçlar rendelenir ve ocağa alınır, üzerine şeker de dökülerek kısık ateşte iyice yumuşayana kadar sotelenir. Sonra bir kaba alınır ve ılımaya bırakılır. Un-ufak olmuş bisküviler, cevizle karıştırılır ve havuçların içine dökülür. Bir güzel yoğrulur. Küçük toplar halinde hazırlanarak hindistan cevizine bulanır. Tamamen soğuyunca servise hazır...Afiyet olsun...

Yeni tariflerde görüşmek üzere :)

9 Aralık 2012 Pazar

Öykü'mün ilk ev ödevi :))

İşte bana hatıra olabilecek en özel şeylerden biri... Blogumun en güzel özelliği, bi şeyleri unutmama fırsat vermiyor. 

Kızımın okula başladığını biliyorsunuz, hafta sonuna ödev vermişler. Biz de oturduk yaptık tabi ki zamanında:)) 3 tane ödevimiz vardı. Ödevleri hazırlarken ister inanın, ister inanmayın ağlayacaktım mutluluktan. Ciddiyetle bu işi yapması çok hoşuma gitti...

 Bundaki görevimiz eşleştirme, 1 adet olanları 1 sayısıyla eşleştirdik :))

Burada farklı olanı bulduk ve daire içine aldık... 

Bu en zor ödevimizdi ve pazar akşamı yapıldı :)) Altta bulunan yaprak neden mutlu söyleyelim ve çizelim. Bana desen ben bile çizemem :)) Ama Öykü'ye göre ağzı, burnu, gözü, kaşları, sapı ve dikenleri :)) olduğu için mutluymuş. Yukarıda da ona uygun çizdi şeklini :)) 

7 Aralık 2012 Cuma

Damla Çikolatalı Muffin - Öykü'mün elinden

Malum kızçem okula başladı, perşembe günleri sağlıklı sürpriz günleri. Yani ya kendi ellerinle bi şey hazırlayacaksın arkadaşlarınla beraber yemek için, ya da meyve, yemiş gibi şeyler götüreceksin. Daninolar, hazır meyve suları filan yasak yani...Ama hazırlanan şeyleri çocukla beraber hazırlamak da esas :))

Bu bizim Öyküminko'yla yaptığımız damla çikolatalı muffin :))


Çikolataların biraz yamuk yumuk serpilmiş olma 

sebebi, ayrıca muffin kalıpların bazılarının hafif bi 

yana kaymış olma sebebi tamamen Öykümdür:)) 

Onun da katkısı olsun deyince böyle bi şey oldu:))

Şimdiden afiyet olsun herkese :)





Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı şekerden az fazla :))
1 büyük su bardağının yarısı ılık süt yarısı yağ (ılık süt=buzdolabından çıkarılmış, bi müddet dışarıda beklemiş)
Aldığı kadar un
Kakao
Kabartma tozu
Damla çikolata

Yapılışı: 
Yumurta ve şeker güzelce çırpılır. Üstüne süt ve yağ karışımı dökülerek biraz daha çırpılır. En son yavaş yavaş un eklenir, kakao ve kabartma tozu da ilave edilerek çırpma işlemi tamamlanır. Muffin kalıplarına döktükten sonra üstlerine damla çikolata serpilir...

6 Aralık 2012 Perşembe

22/11/63 - Stephen King

Uzun zamandır Stephen King'in kitaplarını okumuyordum. Hepsi buradada başka bir alışverişim esnasında gördüm bu kitabını ve hemen ısmarlamıştım. Elimde başka kitaplar olduğu için anca fırsat geldi bunu okumaya. Gerçi buna da kitap değil ansiklopedi desek daha iyi olur. Benim kitap okumayı hiç sevmeyen öğrencilerim 815 sayfalık kitabı elimde görünce, "hocam benim ömrüm yetmez bu kitabı bitirmeye" diye kendileriyle ilgili acı gerçeği ortaya koyuverdiler...

Neyse gelelim kitabımıza. Çok  sürükleyiciydi, tam Stephen King'in tarzına uygun. Gerilim türünde değil ama elinizden bırakmadan bitirmek isteyeceğiniz türden bir kitap.
Kitabın konusu şöyle : 2011 yılında yaşayan Jake Epping isimli öğretmen öğle yemeklerinde devamlı Al'ın yeri isimli yere takılıp karnını doyurmakta. Bir gün bu mekanın sahibi Jake'i okuldan arayarak dükkana gelmesini istiyor. Jake biraz zoraki olsa da gidiyor ve daha bir gün önce görmüş olduğu Al'ın haline inanamıyor. Kanser olmuş durumda ve çok zayıflamış, devamlı öksürüyor, nefes bile almakta zorluk çekiyor. Jake 1 günde bu değişimin nasıl gerçekleştiğine anlam veremiyor, ama Al kitabın da asıl konusu olan durumdan bahsediyor. Geçmişe yolculuk....

Geçmişe açılan bir delik var Al'ın dükkanının arkasında ve oraya adım attığı anda kendini bir anda 1958'te buluyor. Jake'e hastalandığım için ben beceremedim ama senin geçmişe gitmeni ve Kennedy'nin suikastını engellemeni istiyorum diyor. Gerisi kitapta...

Kitabın kapağında 23 Kasım'da Kennedy'nin suikastından sonra yayınlanan gazete manşeti yer alıyor. Arka kapağında ise Kennedy suikasttan kurtulsaydı olması muhtemel bir gazete manşeti. Çok hoşuma gitti kitabın kapakları bu şekilde...

                                     
Bu resimde görünen Kennedy suikastını gerçekleştiren Lee Oswald ve karısı Marina'yla kızı June. Kitabı okurken Oswald'ı aklımda esmer, kaslı, yapılı biri olarak canlandırmıştım, fotoğrafını görünce hayal kırıklığına uğradım :))

6o'lı yıllarda Amerika'da siyah - beyaz farkı çok barizmiş. Örneğin tuvaletler bile 3'e ayrılırmış. Kadınlar, erkekler ve zenciler diye. Bir kaç yerde de şöyle tanımlamalara rastladım, paylaşmak istedim. 

Zencilere farklı bir ten rengi ve farklı yetenekler vererek onları bugünkü konumlarına yerleştiren Tanrı'nın ta kendisi...  

Sence zenci öğrenciler okumaya yazmaya ve matematiğe doğuştan kendilerinden daha yetenekli olan beyaz öğrencilerle aynı okullara gitmek istiyorlar mı?

Velhasıl bana kalırsa bu kitap alınır , bir çırpıda okunur... Tabi bu tarz kitapları seviyorsanız...

5 Aralık 2012 Çarşamba

Bugünlerde Ben...

Bugünlerde ben biraz yorgunum, biraz mutsuz DUM. Ama geçti Allah'ın izniyle...

Pazartesi günü kuzenimin eşi doğum yaptı,  bebeğin plesantası aşağıda olduğu için tüm hamileliği boyunca problemler yaşamıştı, kanaması oldu, düşük tehlikesi atlattı. Pazartesi günü Çapa'da aldılar bebeği sezeryanla, ama Nazancığımızın kanaması oldu ve 2 gündür yoğun bakımda. 2 kere ameliyat oldu ve çok riskliydi. 2 gündür hastaneye gittik. 2. ameliyata almaları için kan değerlerinin belli bir seviyeye gelmesi gerekti, neyse ki bugün değerler normale döndü de ameliyatı gerçekleşti, doktorların dediğine göre ameliyat başarılı geçmiş, yarın yoğun bakımdan normal servise çıkaracaklarmış...

Hafta sonları açık lise kursuna gidiyorum, diğer vakitlerde de eşimin işyerine yardıma gidiyorum. Bana bi tek çarşambaları kalıyor dinlenmek için, dolayısıyla da yetmiyor. Eee bi de sabahın 5:30'unda kalkınca devamlı yorgun oluyorum :((

Bu arada kızçem okula başladı. Çok mutlu, musmutlu gidiyor okula. Gözüm de hiç arkada değil, insanın yavrusunu güvendiği  kişilere emanet etmesi gibisi yok. Yarın da okullarında "sağlıklı sürpriz günü". Evlerimizde kendi ellerimizle hazırladığımız yiyecekleri götürüyoruz okula. biz de Öykü'yle muffin yaptık, onun tarifi ve fotoğrafları da yarına...

Canım Sercan'ımın askerliğinin bitmesine 42 gün kaldı. Şu an Konya'dayız yani :) Bu da bizi çok mutlu ediyor...

Kızımın doğumgününe 1 ay bile kalmadı ve ben hiç bir plan yapmadım. Düşünecek vaktim yok galiba :))

Okul da pek bir yoğun geçiyor. Malum tam sınav zamanı. Sınav yap, oku, e-okula gir... Haftasonu bi de veli toplantımız var. Oyy yazarken yine yeniden yoruldum :))

Günün en mutlu haberlerinden biri de Kitap Kurdu Böjük'ün çekilişini kazanmışım. Çok çok çok çok mutlu oldum ama ben ya... Teşekkürler meslektaşım....

26 Kasım 2012 Pazartesi

Veda'ya veda :((

Ben hangi diziyi beğensem ya kalitesi bozuluyor bi kaç bölüm sonra. Ya da yayından kaldırılıyor. Yayından kaldırılmasını istediğiniz bi dizi varsa söylemeniz yeter, ben bi kaç bölüm izliyim hemen kaldırılır...

Ayşe Kulin'in "Veda" isimli eserini zaten okumuştum, dizisinin başlayacağını öğrenince de pek sevinmiştim, tabi ki sevincim kursağımda kaldı. Çünkü dizinin yayın saati 22:30'a alınmıştı. Sabah 5:30'ta kalkan biri olarak bu diziyi zamanında Tv'den izlemek pek mümkün olmadı. Ben de her haftasonu Kanal D'nin kendi sitesinden takip ettim... Az önce de 8. ve son bölümünü izleyerek Veda dizisini bitirdim.

Kurtuluş Savaşı dönemiyle ilgili herşeye aşık olduğum için diziyi de pek beğendim. Gerçi Aşk da vardı entrika da dizide, ama onlar da tuzu biberi olsun artık... Dizinin konusunu bilirsiniz İstanbul'un işgali sırasında bir konakta yaşananlar. Konak Son Osmanlı Maliye Nazırı Mehmet Reşat Bey'e ait. Gerçek hayatta da Ayşe Kulin'in büyük dedesi oluyor zaten Mehmet Reşat....

Dizideki İsmet karakterine ba-yıl-dım. Nasıl tatlı, nasıl sevimli, nasıl şeker bi kız o öyle...



Mehmet Reşat rolünde Mehmet Aslantuğ çok başarılı ve karizmatikti. Eşi Behice'yi de dizinin ilk bölümlerinde Jale Arıkan canlandırmış, ama sonrasında İclal Aydın oynamaya başladı. Bence pek de güzel oldu..
  

Dizinin diğer karakterleri Mehpare (Fahriye Evcen) ve Kemal'de pek uyumluydular. Normalde Fahriye Evcen'i pek sevmememe hatta itici bulmama rağmen bu dizide hoşuma gitti. 

Öyle böyle derken bu diziyi de bitirdik :( Yine Tv'de takip edebileceğim bi dizi kalmadı ...

İşte ben...

Fotoğrafım
İstanbul, Turkey
Benden merhaba.. 30 yaşlarında okumayı, gezmeyi, eğlenmeyi seven bir öğretmenim. Bir de 3,5 yaşında hayatımın Öykü'süne sahibim. Blogumda güzel vakit geçirmeniz dileğiyle...